Dedeman | Tarihi yeniden yazdıran tapınak: Göbeklitepe

Dedeman

E-BÜLTEN

ŞİMDİ AYIRT
OTEL BİR OTEL

SEÇİN

  • BİR OTEL SEÇİN
  • DEDEMAN İSTANBUL
  • DEDEMAN BOSTANCI HOTEL & CONVENTİON CENTER
  • PARK DEDEMAN BOSTANCI
  • PARK DEDEMAN ESKİŞEHİR
  • DEDEMAN PALANDÖKEN
  • DEDEMAN PALANDOKEN SKİ LODGE
  • PARK DEDEMAN GAZİANTEP
  • DEDEMAN KONYA HOTEL & CONVENTİON CENTER
  • PARK DEDEMAN DENİZLİ
  • DEDEMAN ŞANLIURFA
  • DEDEMAN TOKAT
  • DEDEMAN ZONGULDAK
  • PARK DEDEMAN ELAZIĞ
  • PARK DEDEMAN TRABZON
  • DEDEMAN ERBİL
  • DEDEMAN OSKEMEN TAVROS
  • PARK DEDEMAN KASTAMONU
GİRİŞ

11

NİSAN

ÇIKIŞ

12

NİSAN

ŞİMDİ AYIRT
Şirket / Promo Kod
Geri Bildirim Formu
Güvenlik Kodu

Tarihi yeniden yazdıran tapınak: Göbeklitepe

Göbeklitepe, Şanlıurfa'ya 22 kilometre uzaklıkta bir yer. Bundan on yıl önce uzaktan baksaydınız, göreceğiniz sadece tarlalar ve küçük tepeler olacaktı. Ama işte o tepeler arkeologların ilgisini çekti.  Zaten köylüler de tuhaf taşlar bulduklarını söylüyordu.  Acaba o tepelerin içinde bir şey mi vardı?

Gerçekten de 1963 yılında toprak altından bir şeyler keşfediyor Amerikalı arkeologlar. Ama nedense çok önem vermiyorlar. Fakat 1994 yılında Alman bilim insanı Klaus Schmidt ile Şanlıurfa Müzesi arkeologları toprağı kazıyıp burada hayranlık verici şeyler buluyorlar. 

Buldukları geniş daireler içinde çember şeklinde yerleştirilmiş kocaman yassı taşlar. Bu taşlar sıradan kaya parçaları değil. İnsan eliyle şekil verilmiş, üzerlerine  çeşitli resimler oyulmuş ve ayağa kaldırılmış taşlar. Bir çeşit heykel aslında. İnsan eliyle dikildikleri için bu tip taşlara "dikilitaş" veya arkeoloji dilinde megalit deniyor. 

Göbeklitepe'deki yapıtların ortak özelliği taşların T biçiminde olması. Bazılarının boyu 6 metreye kadar çıkıyor.  Ve çok ağırlar: 10 tondan başlayıp 20 tona kadar çıkıyor! Hepsi bir çember etrafında merkeze bakacak şekilde duruyor. Aralarında duvar örülmüş. Çemberin merkezinde ise daha yüksek boyda karşılıklı iki dikilitaş duruyor.  

Taşların üzerinde yaptıkları karbon testlerinde taşların 12 bin yıl önce dikildikleri saptanıyor. Meglitlerin üzerinde boğa, böcek, kuş (akbaba), yaban domuzu,  tilki gibi çeşitli hayvanların figürlerleri, iki yanlarında ise  kollar oyulmuş. Kollar önde kavuşturulmuş gibi duruyor. Baş yok. 

Peki bunlar insan figürü müydü yoksa tanrı figürü mü? Henüz bilmiyoruz. Atalarını da temsil ediyor olabilirler, tanrılarını da. 

Ancak heykeller olsun, üzerlerindeki hayvan motifleri olsun hepsinin ortak özelliği "erkek" olmaları.  Neden böyle, kesin bir yanıt yok. Bir varsayım şöyle: Ana tanrıları muhtemelen bir tanrıçaydı. Ana tanrıçanın dişi olması nedeniyle tapınak da dişiliği sembolize ediyordu. Dolayısıyla bereket için sadece erkek cinsinin temsilleri mevcuttu. Ayinleri de belki sadece erkekler yapıyordu.  

Peki neden yeniden tarihi yazdırdı Göbeklitepe'deki bu taşlar? Göbeklitepe bulunmadan önce, insanların tapınakları yerleşik hayata geçtikten sonra yaptıkları düşünülürdü. Halbuki Göbeklitepe yapıldığında yöredeki insanlar hala avcı-toplayıcı topluluklardı. Etrafta bulunan hayvan kemikleri bile av hayvanlarına aitti. Yani tarım ve hayvancılık yapmıyorlardı. (Bu o bölgenin ormanlık bir alan olduğu anlamına da geliyor pek tabii) Dahası göçebeydiler. Yani sürekli oturdukları bir köy, kasaba veya şehir yoktu. Üstelik taşların çıkarıldıkları yerden tapınağın olduğu yere kadar en az 500 kişinin işbirliği yapması gerekiyordu. İşte bilim insanlarını bu çok şaşırttı. İnsanlar, sandıklarından çok önce inanç sistemi (din) geliştirmiş ve yine sandıklarından çok önce kalabalık gruplar halinde organize olabilmişler. Bu bütün teorileri bir anda geçersiz kıldı. 

Dahası taşların üzerindeki figürlerin sadece süs olmadığı varsayımı var. Bazı yerlerde o kadar yoğun bir kullanımı var ki, acaba bir çeşit yazı mı icat etmişti o dönemki insanlar, diye düşünmeden edemiyor arkeologlar.   

Göbeklitepe ve civarındaki çember şeklindeki tapınakların sonu da kendileri gibi ilginç. 

İsa'dan önce 8000 yıllarında, yani taşlar tapınaklar inşa edildikten aşağı yukarı 2000-3000 yıl sonra Göbeklitepe önemini yitirmiş. İnsanlar başka tapınaklar inşa edip başka tanrılara inanmış büyük olasılıkla. Veya o bölgede yaşamayı anlamsız kılan doğal veya insani bir felaket vardı ve bölge terk edildi. 

Böyle durumlarda genelde olan tapınakların yalnızlığa ve doğaya terk edilmesidir. Fakat Göbeklitepe'de böyle olmamış. Burayı da öylece bırakıp gitmemişler. Tonlarca toprak taşıyıp deyim yerindeyse tapınağı olduğu gibi "gömmüşler". 

Bunu neden yaptıkları henüz bilinmiyor. Belki aslında inançlarını yitirmediler ama orada yaşaması imkansız olduğu için tekrar geldiklerinde kullanmak üzere "korumak" amacıyla gömdüler. Belki o kadar farklı bir inanca sahip oldular ki kimse eski tapınakları bulup da eski dine kaymasın diye bunu yaptılar...  Bilmiyoruz. 

Her ne sebepten "gömmüşlerse" bu sayede dünyanın en eski tapınağını yıpranmadan gün yüzüne çıkarmış olduk.  

Şanlıurfa'ya gidip hem ören yerini hem de muhteşem Şanlıurfa müzesini ziyaret ederseniz, konu hakkında inanılmaz güzel bilgilere sahip olabilirsiniz. 
 
MUTLU TÖNBEKİCİ 
KÖŞE YAZARI