Ilgaz Dağı’ndaki mezarların sırrı

Dedeman

E-BÜLTEN

ŞİMDİ AYIRT
OTEL BİR OTEL

SEÇİN

  • BİR OTEL SEÇİN
  • DEDEMAN İSTANBUL
  • DEDEMAN BOSTANCI HOTEL & CONVENTİON CENTER
  • PARK DEDEMAN BOSTANCI
  • PARK DEDEMAN ESKİŞEHİR
  • DEDEMAN PALANDÖKEN
  • DEDEMAN PALANDOKEN SKİ LODGE
  • PARK DEDEMAN GAZİANTEP
  • DEDEMAN KONYA HOTEL & CONVENTİON CENTER
  • PARK DEDEMAN DENİZLİ
  • DEDEMAN ŞANLIURFA
  • DEDEMAN TOKAT
  • DEDEMAN ZONGULDAK
  • PARK DEDEMAN ELAZIĞ
  • PARK DEDEMAN TRABZON
  • DEDEMAN ERBİL
  • DEDEMAN OSKEMEN TAVROS
  • PARK DEDEMAN KASTAMONU
GİRİŞ

17

EKİM

ÇIKIŞ

18

EKİM

ŞİMDİ AYIRT
Şirket / Promo Kod
Geri Bildirim Formu
Güvenlik Kodu

Ilgaz Dağı’ndaki mezarların sırrı

Kastamonu ile Çankırı arasında bulunan Ilgaz Dağı'nın Hacet Tepesi'nde, insan eliyle oluşturulmuş iki yapı bulunuyor. Mezara benzeyen bu yapıların ne olduğuna dair sır hala çözülmüş değil.
 
Ilgaz deyince aklınıza ilk gelen o tatlı türküdür değil mi? "Ilgaz, Anadolu'nun / Sen yüce bir dağısın / Baharda yeryüzünde / O cennetin bağısın" 
 
Ancak hepimiz yanlış biliriz. Esasen bu bir türkü değildir. Anonim (bestecisi bilinmeyen) ise hiç değildir. Bu bir şarkıdır. "Ilgaz Operası"nın bir bölümüdür. Atatürk'ün sevdiği bestekar ve keman sanatçısı Ahmet Samim Bilgen 1931 yılında bestelemiştir. Sözlerini ise Cemil Türkarman yazmıştır. 
 
Ancak bu kadar sevilip anonimleştirilmesi boşuna değildir. Zira Ilgaz hakikaten çok güzel bir dağdır. Batı Karadeniz'in denize paralel uzanan üç sıradağının ortasındaki dağların doğu ucudur.  Batı Karadeniz'in en yüksek zirvesi de işte bu gizemli doğu ucunda bulunur. 
 
Ilgaz Dağları, yılın her mevsimi bir doğa harikasıdır. O kadar çok ağaç vardır ki burada, bazıları buraya "orman denizi" der. Bu ağaçlar yazın yemyeşil, sonbaharda ise rengarenk olur. Dağlar yılın yarısına yakın bir zamanda ise karlar altındadır. 
 
Fakat Ilgaz Dağlarının önemi güzelliğinden gelmez. Ilgaz Dağları'nda Karadeniz Bölgesini İç Anadolu Bölgesine bağlayan doğal bir geçit yer alır. Buraya Devrez Vadisi denir. En yüksek noktası 1850 metredir. Yani tırmanması ve geçilmesi zor bir geçittir. Fakat başka çare yoktur. İstanbul'dan kalkıp Sinop'a gitmek (veya Fatih Sultan Mehmet'in yaptığı gibi ordularınla fethetmek) istiyorsan mecbur buradan geçeceksin. Sadece Fatih değil Dördüncü Murat da Bağdat'a giderken bu geçidi kullandı. Hatta daha geriye gidecek olursak Roma orduları da Pontus (Doğu Karadeniz) bölgesini fethetmek için buradan geçti. Osmanlı'nın ünlü seyyahı Evliya Çelebi de Erzurum'a giderken bu geçidi kullanmış ve anılarında dağların doğa güzelliğinden övgüyle söz etmiştir.
 
Ancak bu geçidin bir özelliği var. Kışın yol vermez. Öyle bir kar yağar ki dağı aşmak mümkün değildir. Böylelikle dağın öte tarafında olan için doğal bir sur, doğal bir kale duvarı olur.  Bu nedenle geçtiğimiz yıllarda çok uzun bir tünel inşa ettiler.
 
Ilgaz Dağları'nın eski ismi "Olgassys". Olgasis, zamanla Ilgaz'a dönüşmüştür. 
 
Olgassys Dağlarından ilk söz eden ünlü coğrafyacı Strabon'dur. Strabon bize çok ilginç bilgiler vermekte. "Olağanüstü yüksek ve tırmanması zordur. Bu dağın her yerine kurulmuş olan tapınaklar Paphlagonialıların elindedir".
 
Dağın her yerinde tapınaklar varsa demek ki bu dağlar bir zamanlar kutsal kabul ediliyordu. 

Tarihe meraklı olanların bilebileceği gibi yerlerin bir hafızası vardır. Bir yer çok eskiden kutsal ilan edilmiş ve tapınmaya ayrılmışsa, bu dinleri ne olursa olsun orada yaşayan halkın hafızasına bir şekilde yer alır. Tapınaklar inşa edilmez belki ama yılın belli günlerinde orada toplanılır ve şölenler yapılır. Neden diye sorsanız "baharın gelişi", "yazın bitişi" gibi nedenler söyleyeceklerdir. Ancak biraz daha deşerseniz sönük de olsa illa ki bir kutsallıktan, olmadı bir evliyanın varlığından, daha olmadı imkansız bir aşktan söz edeceklerdir. 
 
İşte zamanında Paflagonyalıların tapınaklarla donattıktalı bu tepelerden biri olan 2 bin 550 metre rakımlı Küçük Hacet Tepesi'nde taşların üst üste konulmasıyla mezar şeklinde düzenlenmiş iki yapı dikkat çekmekte.
 
Kastamonu Turizm Eğitim ve Kültürünü Geliştirme Derneği Başkanı Zühtü Aslan, bu konuyla ilgili halkın yüzyıllardır anlattığı çeşitli rivayetler bulunduğunu söylüyor.
 
Söylentilerden birine göre bazı insanlar bu bölgede zaman zaman toplanıp dua edermiş. Bu kişiler daha sonra ortak bir görmüş. Rüyada, burada dua edenlerin bir taş alıp attığını o taşların da kendi türbelerine dönüştüğünü görmüş. Rüyanın üzerine bu kişiler Hacet Tepesi'ne çıkıp taşlarını atmış. Taş atanlardan ikisi de Ünzile ve Tenzile kardeşler. Bunlar da taş atmış ve bu taşlar çok yakına düşmüş. Rivayete göre, iki kız kardeş öldükten sonra mezarları buraya yapılmış. Zühtü Aslan bölgedeki bu mezarların çok ilginç olduğunu söylüyor. "Burası meşakkatli bir yolla çıkılan, tepesinde yaz kış karın eksik olmadığı bir dağ. Bu dağın zirvesinde iki mezarın bulunması gerçekten enteresan. Kastamonu ve çevreden giden kişilerin çok zor şartlarda oraya çıkıp dua etmeleri de enteresan."
 
MEZAR TAŞLARI BAŞKA YERDEN GETİRİLMİŞ

Yerel araştırmacı ve doğa fotoğrafçısı Cebrail Keleş ise bölgeyi sık sık ziyaret edenlerden. Küçük Hacet Tepesi'ndeki mezarların iki kadın evliyaya ait olduğunun rivayet edildiğini söyleyen "İki mezarın arası yaklaşık 100 metre ama hangisinin Ünzile, hangisinin Tenzile olduğu bilinmiyor" diyor. Mezarlarda kullanılan taşların da farklı olduğunu söylüyor Cebrail Keleş, "Mezarlardan biri siyah taşlardan yapılmış, biri de beyaz. Siyah taş zirvede bulunmuyor. Burada olmadığı için aşağıdan bir yerden geldiğini düşünüyoruz" diyen Keleş şöyle devam ediyor: "Buranın adı Hacet. Hacet demek, dilek, istek demek. Eskiden, yol yokken buraya çıkmak çok zorlu bir mücadele gerektiriyordu. Bugün de burayı doğa tutkunları sık sık ziyaret ediyor. İki mezarın burada olması bugün de insanları buraya çeken bir etken. Zaman zaman insanlar gelip mezarları ziyaret ediyor." Mezara benzeyen bu yapılarla ilgili ciddi bir arkeolojik çalışma yapılmış değil. Ünzile ve Tenzile kardeşler belki hiç yaşamadı. Mezarlarını belki dağcılar yaptı. Ancak "Kadın Evliyalar" söylentisi, bir ihtimal buralarda bulunan Paflagonya tapınaklarının bekçileri olan "Tapınak Rahibelerine" dayanmadığı ne malum? Tapınak Rahibeleri, evrile evrile yüzyıllar sonra Ünzile ve Tenzile kız kardeşler haline gelmiş olamaz mı? Düşünmeye değer diyorum.